25 Aralık 2015 Cuma

What am i ?

One children came to our restaurant today where i am working. She was around 4 years. Firstly we look at one another. Than we met.

-Hi. I am Müge. And what is yours?
-My name is Melis.

Than sudenly she was a pink dinosaur, My nephew was a cobra, and i was a blue dinosaur. We started to play.

We were laughing, we were hugging each other. I think she liked me as i felt. After 20 minutes have already passed. I don't why, i wondered. (I think that i wanted her not to forget me)

I asked: Tell me! Do you remember what was my name?

After a minute of silence...

She said:

-hmmmmm.. Your name is tree which is outside right now like pine tree. We adorn them at Christmas. You are like them.

That time i melt away with happinies. She didn't remember what was my name but she chose the tree in her memory of the thousands of things for me.

I was happy. It made me happy that the idea of staying in the mind of a child like a tree... I felt my self realy like pine tree..

Than it was time to go. We said goodbye to each other. We kissed each other gently. I was flying...

I didn't write for a long time. I was in the throes for this. Right now i found my time to write on my planet, my hand wrote this story.

It made me happy that becoming a tree in a child's mouth..

I wish one day we can be tree...

p.s: Actually this story was written a few days ago. But than one superman wanted to read this. It was hard for him because it was written in Turkish :) After a while he gave me courage. Because also i wanted to write in english but i was shy and i didn't trust my self to write in foreign language. But right now as you see i wrote! Thanks superman ! and sorry for my wrong..

When i was writing this, i was listening this music. I am sharing with you..




20 Aralık 2015 Pazar

Neyim ben?

Bugün dükkana bir minik geldi. 4 yaşlarında ya var ya yoktu. Bir iki bakıştıktan sonra tanıştık.

-Merhaba ben Müge. Senin adın ne?
-Ben Melis.

Sonra aniden, o pembe dinozor oldu, yeğenim Yalın yeşil bi kobra. Ben de mavi dinozor, derken...

Oyuna devam ettik. Gülüştük, kucaklaştık. Sevdi beni zannımca, öyle hissettim. Sonra aradan bir 20 dk geçti. Niye merak ettiysem. (Sanırım beni hiç unutmasın istedi egom gibi şeyler)

-Hadi söyle bakalım benim adım neydi, hatırlıyor musun? dedim.

1 dk'dan az bir sessizlikten sonra..

-hmmmmm.... senin adın ağaç. dedi. Şu dışardaki çam ağaçları var ya, hani yılbaşında süslüyoruz. Onun gibisin.

Ben sonra eriyerek yok oldum mutluluktan. İsmimi hatırlamadı ama hafızasındaki binlerce şeyden ağacı seçti Müge diye...

Bir çocuğun aklında ağaç olarak kalacakmışım gibi, yeşillenecekmişim gibi sevindim.

Gitme vakti geldi, ayrıldık Melis'le. Öptük nazikçe birbirimizi... Ben uçuyordum.

Uzun süredir yazamamanın sancısı içindeyim. Şimdi bir soluk bulup gelince gezegenime, bu hikayeyi yazdı ellerim.

Bir miniğin dilinde "ağaç" olmak, iyi etti beni...

Ağaç olunacak güzel günlere.
Esen kalın,
M.

Bunu yazarken de şunu dinledim. Paylaşmasa mıydım...


23 Ekim 2015 Cuma

Kediler de özler mi?

Simdi ben cok ozlem doldum ya. Haa bilmeyenler icin; yedi ayligina uzun suredir icinde oldugum kutunun icinden cikip hava almaya geldim bi yerlere. Bu sure icinde de azicik uzak kaldim haliyle sevdiklerime, sevdigim yerlere, seylere. Ultra dokunmatik bir insan oldugum icin de duygum, sanki asirlardir disardaymisim hissine donusmeye baslamisti ki, gayri donuyorum. Tamam bilenler, hemen baslamasin nolur. Evet gezdim, gordum, o fotograflari da ben cektim ama bundan bahsetmiyorum. Duygusal bir yaratigim ben de bir coklari gibi. Bazen olmasi gerektigi kadar (nasil olcuyoruz bilmiyorum), bazen biraz haddinden fazla. Neyse kisa lafin uzunu, baya bildigin doldum, ozlemeye doydum deyemem, cunku ozlediklerim sukur ki hala hayatta ama doldum yahu anlayiver. Sen de dolmadin mi yeri geldi. Peynir dolu teneke gibi, yagmur yuklu bulut gibi, koca bi demlik cay gibi, agzina kadar kitap dolu bir kutuphane gibi... Uzak kaldigim her seyi ozledim. Oyle boyle degil. Hani "yuh sunu da mi ozledin" diyebileceginiz seyleri bile ozledim.

Her sabah ise giderken gordugum kedimi (gerci haber alamadim uzun sure kendisinden), fakulte kantinindeki Nermin aplayi, okuyucularimi, vapurlari, gevrekleri, muhabbetle icilen kaynar caylari, Muzeyyen Senar'li cilingir sofralarini, sabah kahvelerini, bes yil yasadigim yurt odami, aneyi babeyi, agabeylerimi, yengeleri. dayilari, amcalari, kuzenleri, kitaplarimi, Kizlaragasi'ni, Kadikoy'deki evimi, kasabami, Izmir Korfezi'ni, Bogaz'i, Pamukkale ile sehirlerarasi yolculuk etmeyi... Liste cok uzun, evet cok seviyorum sonu gelmeyen cumleleri ama yazdirmayin simdi bana hepsini.

Pekala sonra, sonra ne olacak! Ben yazayim kimse yorulmasin. Butun her seye kavusacagim ozledigim ne varsa, belirli araliklarla, sonra da buralarda biraktiklarimi ozlemeye baslayacagim. Kuyrugu kopup yasama devam eden kertenkele umudu tasiyor olabilir mi ki bu ozlem duygusu. Ya da ne bileyim acidigini anlamayip altini kapatmadigim caydanliktaki son su...

Peki nedir bu ozlem? Sadece, Turkiye'de en cok kullanilan, 15. siradan yerini alip tahtini digerlerine kaptirmayan bir kadin ismi mi? Yoksa koskocaman bir duygunun cagrilis sekli mi? Nedir bu ozlem ki farkli derecelerde yakip kavuruyor, pisirip tasiriyor bir coklarimizi. Bazen besliyor, bazen acitiyor, bazen yazdiriyor, bazen aglatiyor, prangalar eskiyor ugruna. Adeta bir duygu bulutu, doldukca digerlerini yagdiriyor.

Gercekten muazzam bir cember olabilir mi ki bu duygunun kendisi. Yok yok ironi yapmiyorum. Hislerimi uzaktan izlemeyi deneyince cemberin o essiz, nev'i sahsina munhasir cember halini goruyorum bazen. Bir hareket etme bicimi olabilir mi ki ozlemek? Seni yerinden kaldiran, hic sirasi degildi dedigin an yola koyan. Insan ozledigine kavusmak icin hareket etmez mi cogu zaman? Evet evet hareket!ozledigine kavusmak icin sehir degistirirsin, yillarca yasadigin sehri ozlediginden kalkar gider ziyaret edersin, tadini cok ozledigin koy peyniri icin pazara cikarsin, okumayi ozledigin kitabi bulmak icin kutuphaneye yonelirsin, ozlemiyle yandigin adama siir yazarsin, ki yazmak hareketin babasi olabilir, agit yakarsin ozlemi hic bitmeyecek olana, hic olmadi bir sigara yakmak istersin cakmaga davranirsin.

Ahh ne muazzam! Beni duraganliktan cikaran kusursuz bir duygu mu ki bu, farkina varamadigim!

Newton'un hareket yasalarindan birinde (3. Yasa) "Her etkiye karsilik  esit ve zit bir tepki vardir." diyor. Bu durumda ozlem duygusunun bizde yarattigi etkiye karsilik bir baska duygu peydah oluyor diyemez miyiz icerimizde. (tamam fizikten anlamiyorum, bu duygusal fizik yorumlamasi.)

Ve bir yandan da insan gonlu icin ele aldigim bu duyguyu hayvanlar icin dusunuyorum. Mesela her sabah ise giderken gordugum o kedi de beni ozlemis midir ki bazen? Beni goremedigi ve ozledigi icin hareket etmis midir yerinden ? Ah nasil bilebilirdim ki bir sabah habersiz gidecegini, soramadim.

Bir de su var, madem 'ozlem' dedim kafalari patlattim... 

Neredeyse on bir yildir gunluk adi altinda defter tutuyorum. Bazen bir ay yazmadigim oluyor o yuzden gunluk degil. Her neyse, bir defter bitip digerine baslarken de ilk sayfaya icimden ilk gecen seyi yazmaya calisiyorum. Yakinlardaki bir deftere baslarken de, neredeyse bir yil once, soyle yazmistim: Tanimadigim insanlar ve gitmedigim yerler var. Onlari cok ozluyorum!

Olur sey degil! Nasil olur da tanimadigim, kim oldugunu bile bilmedigim, hic bir duygusal baglantimin olmadigi kimseleri ozleyebiliyorum. 

Sanirim kendimi duygudan duyguya suruklemek icin bir cok nedenim var. Tanimadiklarima, bilmediklerime karsi bile hasretlik var icimde. Neyse ama iyi haber, bir dolu guzel insan, bir suru yeni yer hayatimin bu yedi aylik suresinde beni bekliyormus megersem. Tanimadigim insanlarin ve gitmedigim yerlerin bir kismiyla hasret giderdim boylece.

Hulasa, ben yine sonu gelmeyen bir konuyu actim zihnimde, kalbimde bir yerlerde, ama kapatamiyorum. Bekliyorum oyle kendi yolunu bulsun diye su gibi.. Bu da oyle olacak heral. Neyse ki Muzeyyen'in oldugu cilingir sofrasina da, anamin gerdanina da ve bir cok seye de cok kalmadi. 

Bir arkadasim hep soyle diyor, soyle yaziyor her yere. Simdi ondan esinlenip ben de yazayim da bu yazinin sonu gelsin artik . Her gune bin sukur...

Kedi mi? O minik hanim kizima ne oldugunu bilmiyorum. Bir sure sonra goremez oldum. Bir kac sabah onu gordugum yerin cevresinde dolandim. Ama bulamadim... Belki gitmek istedi o da bi yerlere kim bilir. Bir isaret birakaydi iyiydi ama cani sagolsun. Neyse ki bir fotografi var elimde...


Insan iste yazmayi da ozledi mi hulasa da dese bitiremedi mi bitiremiyor. Ama bu, bu yazinin son hareketi.

Hareketin bereket oldugu, ici sicacik ozlem dolu gunleriniz olsun...

M.


Bu yazinin sarkisi Zeki Muren'den geliyor ve Sanat Gunesi diyor ki: 

"katmer katmer acil gonul bahcemde
 bir ipek cevre ol fakir bohcamda
 mecnun'um leyla'sin dertli bahcemde
 kapimi yeniden cal usul usul"

Eee insan Zeki Muren'i de ozluyor be..












17 Ekim 2015 Cumartesi

Cumartesi de cumartesiymis ha!

Van- Haziran 2014
Aylardan Ekim. Yillardan 2015.Gunlerden cumartesi. Havalardan yagmurlu. Yagmurlardan saganak.Telefonum 13 derece yagmurlu diye gostemisti zaten dun.Ne guzel bir uygulama bir de uzerine yagmur yagiyormus gibi yapmislar. Ama islatmiyor ne kotu.

Simdiyse uzerimde bit pazarindan elli kurusa aldigim yeni kazagim, dun geceden bu yana izledigim uc filmin uzerimdeki agirligi, az once yedigim haslanmis patatesin tadi, donecek olmanin heyecani, ayrilacak olmanin hazirligi, babamin hala bilmezmis gibi "ee ne zaman donuyorsun bakalim" demesi beni cok ozlemesi, arada bogulup tekrar dirilmeye calisan ulkem, donunce bitirilecek yuksek lisans tezi, yapilacak surprizler, konusulacak konular, olmeden once ve otuza varmadan once yapilacaklar listem, yasanacak bir ev, okunmayi bekleyen kitaplarim, eski defterlerim, saclarimi kokunden kestirme arzum, annemin yemekleri, ananemin elleri, hala olmayi ozleyisim, bir demlik cay, bir yetmislik anasonlu, baliklar, olen kedimiz, yillardir gormedigim arkadasim, dolaptaki yogurt, masadaki tozlar, yikanmis camasirlar ve yikanacaklar, biten turk kahvemin hala kokan kutusu, gonderilmeyi bekleyen kartpostallarim ve sonra oldugum yerden izledigim her sey ve bu her sey icin yapmak isteyip de yapamadiklarim, her seye ragmen kendimi hala sakince seviyor olusum, merkezinden ayrilma diye beni yatistiran bir ic sesin farkindaligi, degisime kendimden basladigimda degistirdiklerim, sadece severek kazandiklarim, verdigim nefesin bir baskasininkine karisip kayboldugunu hayal edisim, farketmeden birilerine sifa oldugumu ogrenmem, aylar once "ne sanslisin Muge cunku seninlesin" diye gelip ruhumu taclandiran mesaj, dogum gunum olmamasina ragmen "biliyorum bugun dogum gunun degil ama iyi ki dogmussun sen" diyip beni aglatan arkadas, doner donmez, gider gitmez diye baslayan cumlelerim. eski sevgililer, en sevdigim renk, dunyanin en uzun koprusunu alakasiz bir anda dusunmem, hala mizika calamiyor olusum, ama ondan vazgecmeyen sakalli keci, buradaki cocuklari buyuduklerinde gorur muyum diye gecen kucuk bulutlar, ve daha neler neler...

Eger sair "masa da masaymis ha" demeseydi belki de masanin adi cumartesi olurdu kim bilir. Bu cumartesilerin de masallahi varmis derdi.

Ben sairin en guzel siirinden beslenedurayim, bugun hic bir cumlenin sonuna nokta koyasim da yok. Virguller cok nazik bir o kadar da gururlu. Ama bitiyor iste.

Daha bir sey kaldi mi bilemiyorum ama icine sanki bes belki de on cumartesi gizlenmis bu yagmurlu gun bitmek uzere. Hepsini bagrima basmak icin vaktim varken gideyim ben.

Esen kalin,
M.

Not: "Masa da masaymis ha" siiri bir Edip Cansever siiridir. Okuyunuz, okumayanlara da okuyunuz.

Bu da bu cumartesinin sarkisi, dinlemek isterseniz.. (Sarkinin bir nakaratinda soyle geciyor "I'd rather be forest than a street / Bir caddeden cok orman olmak isterdim.) Oyle iste, belki bir gun orman oluruz.

















26 Eylül 2015 Cumartesi

Sidikli Kontesle Avrupa

Bremen
"Cok gezen mi bilir cok okuyan mi ?" diye ara ara gun yuzune cikan bu cumle tartisiladursun, ben gecenlerde hayalini kurdugum bir geziyi yaptim, size onu haber vereyim dedim. Sosyal medya da paylastigim fotograflarla bir coklariniz haberdar oldu ama yine de yirmi alti gun Avrupa'da yalniz gezmenin bende yarattigi duygulardan ve deneyimlerimden bahsetmek istiyorum. Sonucta gezegen degistirdim yazilacak seyler birikti.

Nasil Karar Verdim? 
Oncelikle aylar once "artik zamani sanirim Muge, hazir Romanya'dayken su Avrupa'yi biraz kurcalayabilirsin." diye basladim tohumlari atmaya. Sonra bu geziyi yalniz mi yapsam yoksa bir yol arkadasi bulsam mi diye dusundum durdum ve yalnizligimin mis kokulu kollarina birakip kendimi, yola cikmaya niyet ettim. Bu niyetimden sonra, Bukres'e, cok sevimli burokratik isleri halletmeye gittik. Ve sag salim elime ulasan pasaportumda bir aylik schengen vizesini gordukten sonra, aldim kalemi kagidi elime basladim notlar almaya.

Nerede Kaldim?
Hangi ulkede hangi sehri gezsem, hangi sehirde nereleri gorsem diye aldigim notlar bitmeye yakin, seyahatim suresince nerelerde kalacagimi dusunmeye basladim. Cok fazla secenegim de yoktu aslinda 1)Ucuz hosteller 2)Couchsurfing ve 3) Arkadas arkadaslari, onlarin arkadaslari, kaynimin yengesi vs gibi couchsurfingden bi nebze daha keyifli ve guvenli olacagini dusundugum bu yolla birlikte uc secenek. Cok uzatmayacagim burayi ve deneyimlerimden bahsetmeden once cogunlukla ucuncu ve sahane secenegi kullandigimi soyleyecegim. 

Cantama Ne Kodum?
Ve yola cikmadan once yapmaktan en keyif aldigim eyleme geldi sira. Pahada ve yukte hafif en kullanisli malzemelerle beni bir ay yalniz birakmayacak guzelim cantami da hazirladim ve 25 Agustos Sali gunu sabah erkenden yola ciktim. 

Hangi Araclarla Yolculuk Ettim ?
Cogunlukla otobus kullandim. Bir cok otobus firmasi var Avrupa ulkeleri arasi ucuza seyahat edebileceginiz. Trenler genelde pahaliydi. Ama sadece otobusle kalmadim tabii. Paris Barcelona ve Barcelona Budapeste arasinda ucak ve Budapeste Romanya arasinda da tren kullandim. Haaa bu arada, bastan yalniz bir seyahati sectigim icin otostop secenegini hizlica eledim yolculuk araclari kismindan. Sanirim o kadar fazla cesaretim yok :)

Yalnizliga Alisma 
Ve ilk duragim Budapeste'ye ayagimin tozuyla vardim. Bu kisimlarda suralari gezdim su muzeyi gordum gibi detaylari vermekten kacinacagim zira bu yonde bir suru faydali yazi bulabilirsiniz internette. 

Neyse burasi icin kalacak bir yuva bulamadim ve sehrin ucuz ve azicik pis bir hostelinde kaldim. Ilk gun biraz kendime alismakla gecti. Uzun sure tek basima seyahat etmemistim ve kendimle neler yapabilecegimi unutmus bir halde, onu surekli memnun etmeye calistim. Kahveler, yemekler, tatlilar... Derken baktim para cok gidiyor saliverdim icimi. Sonucta kimseyi memnun edemem. Memnuniyet bir tercih meselesi kim neyi secerse artik. Secimimi yaptim ve ilk gunku urkek ve utangac Muge ikinci gun anlamadigim bir sekilde kendini saliverdi. Boylece paralar da cebime kaldi.

Eger siz de yalniz seyahat etmek istiyorsaniz ama cekinceleriniz var 0900255.. arayin cozelim.

Saka saka cok guzel bir sey, su ahir omurde yapilasi en guzel sey, korkmadim, kendimi, yalnizligimi sevdim ve sonra yola ciktim! 

Not: Elbet gonul, gonul dengi bir yoldasla da gezmek ister ama yoksa da evde oturacak degildim degil mi :) Atil Kurt!

Nasil gezdim ? 
Gezerken hep su yolu izledim. Yolsuzluk yolu. Yok yok saka saka ben devlet miyim ki! Soyle yaptim. Gittigim her sehirde ucretsiz sehir turlari aldim. Oldukca kullanisli oldular ve bir suru yeni insan tanidim bu turlar sayesinde. Sonra da birakiverdim kendimi sehrin sokaklarina. Arada ziyaret etmek istedigim muzeleri gezdim, bir iki ozel tatlisi, yemegi falan varsa sehrin onlarin tadina baktim, parklarinda uyudum, insanlarini kendi dillerinde gunaydin dedim.Ve yapmaktan en cok keyif aldigim seyi yaptim. Her sehirde en az bir kutuphane ziyaret ettim. Kutuphanelerin kimisi yillar oncesinden kalmis, muzeye cevrilmis olanlardi kimisi ise hala aktif olanlar. Raflara dokundum, anlamasam da farkli dillerdeki kitaplari kurcaladim, kutuphanecilerle tanismaya calistim. Sanirim gezimin sonuna kadar yaptigim bu ziyaretler cok besledi beni. Gezdigim kutuphanelerle ilgili yazi yazip paylasmak da yakin niyetlerim arasinda.

Hangi Ulkeler, Hangi Sehirler?
Budapeste'den basladim demistim. Sonra sirasiyla Viyana (Avusturya), Prag (Cek Cumhuriyeti), Berlin, Bremen (Almanya), Amsterdam (Hollanda), Bruksel, Bruges (Belcika), Paris (Fransa) ile devam ettim ve Barcelona'da (Ispanya) bitirdim turumu. 

Tamamen plansiz ciktigim bu yolda ozellikle biletlerin fiyatlari sebebiyle, bazen rota degistirmek durumunda kaldim. Ama her ne yasaniyorsa en dogrusu o oldugundan sesimi cikarmadan yoluma devam ettim. Bazi sehirlerde daha cok kalmayi arzuladim ama vizem kisitli oldugundan yola koyuldum. Niyetim bundan sonra daha tane tane seyahat etmek.

Baskalarinin evinde nasil kaldim ?
Kapiyi caldim sadece :) Ezelden beri baskalarinda kalmayi cok sevmisimdir ben. Kucukken komsu teyze beni yazligina goturecegi zaman kosa kosa giderdim. Arkadaslarimda uyuyum diye binbir yolla izin isterdim annemden. Sonra bes yil da yurtta kalinca iyice peskisti bu aliskanligim. Ama sanirim bu rahatligim cocukluguma dayaniyor. Neyse, ne diyordum .. Oncelikle nadide arkadaslarimin oldugu facebook hesabimdan tarihleri ve sehirleri paylastim. Sonra biri dedi ki benim arkadasim orada, biri dedi ki benim kardesim orada... liste boyle uzayip gidiyor. Sonra iletisime gectim hepsiyle, adreslerini aldim ve gelirken eve bisi lazim mi bakkaldan diye sordum :) sanirim kendimi az da olsa gercekten o evin bir parcasi gibi hissetmeye ihtiyacim vardi. Ve sonra gelsin guzel arkadasliklar. Kendi evimde nasilsam oyle davrandim. Ve sadece evlerinde kalmadim, onlarla zaman gecirdim. Bence dunyanin en guzel eylemlerinden biri seyahat ederken yapilabilecek. Sekiz hanenin uyesi oldum azicik bile olsa. Denemeye deger... Ve en guzel deneyimim de su oldu yazayim da mutlu olayim. Paris'te arkadasimin kardesinde kaldim. Iki kucuk cocugu vardi 6 ve 3 yaslarinda. Kaldigim dort gece boyunca hikaye anlattim onlara ozellikle buyugune. Sonra o hikayeler uzerinden minik oyunlar oynadik. Ayrilacagima yakin, ben baska yerdeyken annesine "bu ablanin da ne guzel hikayeleri var" demis <3 

Ve yirmi alti gun sonra icim disim hikaye, deneyim, guzellik  dolu dondum. Bugune kadar gittigim, yaptigim hic bir seyden pismanlik duymadim. Bu da onlarin arasinda katiliverdi. 

Yolda olmak henuz firindan cikmis ustu hafif kizarmis, ustune cevizleri ve tahini konmus kabak tatlisina benziyor. 

Yollar hepimize memleket olsun.. Cikiniz efendim...
M.

Not: Basliktaki "Sidikli Kontes" Can Yucel'in "Sevgi Duvari" siirinden alintidir. Sair bu siirin bu dizesinde yalnizligini sidikli kontes olarak cagirmaktadir. 



   


3 Ağustos 2015 Pazartesi

Evrende Kaybolacak Milyonlarca Yazıdan Biri

Bu, yazmak niyetiyle bilgisayarın basına bilmem kacıncı oturusum. Yazıp yazıp kaydettigim ama paylasmaya cekindigim kac yazı oldu hatırlamıyorum. Ama kararlıyım, bu defa gittigi yere geldikten sonra bu yazıcik, her ne pahasına olursa olsun salacagım evrene. Kemerlerinizi takınız. Roketimiz kalkısa hazır.

Romanya'da dort ayı yedim bitirdim. Her yedigimin yaradıgı gibi buralar da pek yaradı. Hem bedenim hem ruhum kısa yetecek kadar besini aldılar sanıyorum. Degil yasamayı seyahat etmeyi bile hayal etmedigim bir ulkede kim derdi ki bu kadar beslenecegim. Ama degil mi ki surprizlerle dolu olan hayat, gosterdi kendini. Cok sukur...

Bu arada yazmadıgım zamanlarda naptım mi? Cocuklarla eglendim, yeni yerler gordum, yeni insanlar, yeni yeni yesil tonları, yeni yemekler, yeni uykular derken baya bi doldurdum poseti. Eskilere de bisi olmadı. Eskileri yad ettim, eskileri aradım, eskileri sevdim, onlara guldum zaman zaman agladım... En iyi, yeni eskici ben oldum bazen.  Isler tıkırındaydı yazmazken ben.

Amaaa bunların arasında bir yerde, bir kuple de hasta oldum. Agırca bir kızceyi tasıyınca okulda, benim bel dedi ki "hoooppp noluyoz bacım, sen bu beli ne sandın! Superman beli degil bu!" Akabinde fotograflarını cektigim Maria Neneler gibi tutuldum, kaldım yarım bel. Doktor on gun yatacaksın dedi. On gun yatmak!!! Hic bir sey yapamadan, fıtratıma ters bir kere! Ama lokmayı yedik en buyugunden, degil on gun neredeyse yirmi gun yattım. Depresif gunlerdi. Zaman zaman aglamalar, sıkıntıdan patlamalar, o kadar bayıldım ki bir ara, evdeki halının fotografını her acıdan cekmeye basladım. Hic yuruyemecegimi hep oyle kalacagımı dusunmeye de baslamıstım ki... Her sey geciyor hayatımda, o da gecti gitti. Hala cok uzun sure ayakta duramıyorum ama oldu bu is, kaldıgım yerden devam ediyorum.

Devam ediyorum ama soyle de bir sey var. Zaman ote yana aktıkca, yani sevdiklerimden uzakta, cok ozlem cekerim ben. Belki sen de ozlersin. Ama boylesini daha evvel yasamamıstım. Istanbul'da yasarken de oluyordu amma bir bilete bakıyordu. Bir surpriz yapıyordum, herkes pur nese. Simdi pek oyle olmadı. Tamam cok uzun sure degil ama napeyim boyle hissediyorum. Annemin yer yer "bu skype bana yetmiyor, seni koklayamıyorum." yakarislari da yuregimden kaynar kaynar akıyor. Bir seyler ogretiyor yasadigim her sey bana. Yani aslinda ogretmek de degil de buyutuyor iste... Yalniz ben buyurken degismeyen bir sey daha var ki annem duymasın. Bunca ozlerken herkesi, her seyi, hala bir gitme durtusu var icimde. Dondukten sonra acaba nerelere giderim daha diye dusunmuyorum dersem esek kovalar.. (kovalasin bence :) )

Neyse ki hala donunce ne yapacagimi bilmiyorum, ama inanıyorum guzel seyler kapıda. Yapacagım ilk sey ozlediklerime sarılmak olacak bir onu biliyorum. Otesini ben bilemem, kimse bilemez. Bekleyip gorelim.

Ben daha fazla yazamayacagım sanirim, yok aglamıyorum, gezegen sıcak, nem cok, erimeden paylasayım diye...

Bu kısa yazı, bana ozlediklerimle birlikte tek bir sey hatırlattı. Ertelemek!

Ve ertelemek deyince hep aklima gelenle bitiversin: " Ertelemek, hayatın mayasını kacırır. Kızdıysan bagır, sevdiysen soyle, ozlediysen arkasından kos."

Simdi evrende kaybolacak milyonlarca yazidan birini saliyorum.


Esen kalin..
M.
















28 Mayıs 2015 Perşembe

Bazi Projeler Tadindan Yinmiyor - FUTURE LIBRARY / GELECEGIN KUTUPHANESI

Az once, yeni haberdar oldugum sahane bir projeyle soyle gecirdim icimden "100 yil sonra yasiyor olur muyum acaba". Fakat sonra 27 yasinda oldugumu hatirladim, ardindan hesap makinasi 127 sonucunu buldu ve elbet bunlarin akabinde kendi kendime guldum soyledigime...

Berlin'de yasayan Iskoc Sanatci Katie Peterson tarafindan gecen yil bir proje baslatilmis. "Future Library (Gelecegin Kutuphanesi)" ismini tasiyan proje, 100 yazarin 100 eserini 100 yil boyunca saklamayi hedefliyor. Norvec'in Oslo  kentinde projenin adiyla bir de vakif kurulmus. Proje kapsamına her yıl bir yazar alınacak ve yazarların tamamladıkları eserler, bu kütüphanede toplanacakmis. Yazarının dışında hiç kimse 100 yıl boyunca eserin içeriğini bilme imkanına sahip olamayacakmis. Yazarlari sececek kurul da her dort yilda bir degisecekmis.

Haberi okuyunca kan akisim hizlandi. Hemen, acaba neyle ilgili olacak o 100 kitap diye dusunmeye basladim. Sonra hangi yazarlar olacak diye dusundum. Keske dedim bir de bizden biri olsa buralari anlatsa 100 yil sonrasina. Sonra daha da gizemli bir hale burundu proje hayalimde ve kim bulacak acaba kitaplari diye dusundum. Pek tabii kutuphane ile ilgili de bir proje olunca mest oldum.

Ha bir de bunca heyecan yetmezmis gibi, haberin devaminda 100 yil sonra kesilmek ve kagit yapilmak uzere Oslo'nun hemen yakininda bir ormana bin agac dikilecegini okudum. Vakif bu agaclari 100 yil sonra basilacak kitaplar icin kullanacakmis. Bunu duyunca da hemen, gecenlerde okudugum, oldukten sonra agac olma projesi geldi aklima. Hahhh dedim sahane, benden guzel agac olur sonra bi guzel de kitap olurum ki degmen keyfime. Su hayatta sonsuzluk ancak boyle guzel garantilenir dedim ve basilacak bu antolojiye de bin kisinin sahip olmasini ongoruduklerini okudum. Dusunsenize 100 yil sonra bile bu sekilde yasiyor olacagim. Bir de zaten 100 tanesi kutuphanelere konsa, milyonlarca insan ulasacak. Offff...!

Vakif, hazirlayacagi ozel tasarim sertifikalari acik artirmayla satarak da projenin giderlerini karsilayacakmis. Simdiden 100 yil sonrasina hediye vermek isteyenler icin sahane bir teklif, proje icinse harika bir gelir modeli olmus.

Bu bilgileri okuduktan sonra hemen meslek icabi bir icimi cektim: "Bu kitaplar nerede saklanacak. Ya kaybolursa! Ya koruyamazlarsa"diye. Ama endisem cok buyumeden, kitaplarin 100 yıl Oslo’daki New Public Deichmanske Kütüphanesi’nde özel olarak tasarlanmış bir odada saklanacagini ogrendim de soyle bi rahatladim.

Kutuphanenin ilk yazari da Margaret Atwood olacakmis. Kendisi cok tatli Kanadali yazar, sair, elestirmen ve feminist. Ayrica yakin tarihin en saygi duyulan kurmacacilarindan. Antik Romayla ilgili bir eser yazacakmis. Ne yazacak acaba diye demeden edemiyorum. Neyse 100 yil sonra okuruz..

Bir de soylemeden edemeyecegim, 100 yil sonra o kitaplari acacak kutuphanecileri simdiden kiskandim. Ne kadar heyecanli olacaklar.. Offf biz de gorebilecek miyiz acaba? Peki ya Zeki Muren... (tamam bu cok bayat oldu farkindayim.)

Son olarak bu projeyi ogrenmemle yasadigim heyecan bana meslegimi ne kadar cok sevdigimi ve ozledigimi hatirlatti. Yaklasik dokuz aydir calismiyorum. Ve cocugumu bir yere birakip uzaklara gitmis gibi hissediyorum. Ozlemisim isimi..

Neyse, belki ben goremeyecegim ama torunum torbam gorur..

Ya hala belki diyorum, caktirmadan umut besliyorum 127 yasima dair.. Amaan olsun be kime zararim var. Hem ne tatli olurum demi 127 yasina gelince :)

Son olarak madem kutuphanenin ilk yazari Margaret Atwood, onun bir siiriyle bitireyim yazimi:

Nature Morte'a Karsi


Masanın üstünde bir portakal ;
belirli bir mesafe bırakarak
çevresinde dolanmak
işte bu, bir portakal,
bizimle bir ilgisi yok
sadece bir portakal,
rahat bırakın onu
demek, yeterli değil
Elime almak
istiyorum
kabuğunu soymak
bana yalnızca bir Portakal
olduğunundan başka şeyler
söylenmesini istiyorum.
anlatacak nesi varsa,
anlatılsın.

masada, karşımda
uzak oturan sen
gülüşün içinde saklı
ve güneşteki portakal gibi
suskun;
sessizliğin
benim için yeterli değil, şimdi
ellerini hangi
iç barışla kavusturuyorsan
kavuştur,
söyleyebileceğin herhangi bir şeyi
güneş ışığında istiyorum,
farklı çocukluklarının öykülerini
amaçsız yolculuklarını, aşklarını,
o anlamlı iskeletini, pozlarını,
yalanlarını.

Bu portakal suskunluklar
(bu güneşışığı ve örtük tebessüm)
beni, sarsarak,
Seni,  şöyle konuşturmaya itiyor :
kafatasını bir ceviz gibi çatlatacağım
balkabağı gibi patlatacağım
konuşturmaya zorlamak için seni
ya da içine bir göz atmak için :
Ama yavaşça;
yeterince özenle
alırsam portakalı
tutarsam usulca elimde

belki de
bir yumurta
bir güneş,
portakal renginde bir ay
ya da dünyadaki
tüm enerjinin kaynağı
bir kafatası bulurum elimde
 istediğim
herhangi bir şeye
dönüştürebileceğim
ve sen, erkek, portakal akşamüstü,
aşık, nerede
oturuyorsan karşımda
(masalar, trenler otobüsler)
yeterince sessiz
yeterince uzun süre
bakarsam yüzüne,
sonunda diyeceksin
(belki de konuşmadan)
(kafatasının
içinde dağlar var,
bahçe ve kaos, okyanus
ve bora,  odaların
belli köşeleri,
büyük-büyükannelerin portreleri, perdeler,
özel bir tonda,
çöllerin, kendine özgü
dinazorların, ilk
kadının)
sadece bilmek istediğim:
anlat bana
her şeyi
olduğu gibi
başlangıcından beri"


Esen kalin,
M.

Hamis: Bu yazida Turkce karakter yok. Cunku bilgisayarim bozuldu. Bu yuzden yasasin Ispanyol ev arkadaslari :)

Future Library (Gelecegin Kutuphanesi) ile ilgili bir de guzel video var: