Aylar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aylar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2015 Salı

ON İKİ KARDEŞİN HİKAYESİ



Eylül'ü uğurlamıştım bir keresinde. Yazmıştım da uğurlama hikayesini. Hepsinin hikayesini yazmadım ama Kasım'ı, Ekim'i de uğurlamışlığım var. Nedir benim bu aylarla alıp veremediğim bilmiyorum ki... Ama ayların zihnimde çeşitli şekillerde tezahür ettikleri bir gerçek.

Şubat bana hep 12 çocuklu bir ailenin tekne kazıntısı gibi gelir mesela. Sanırım bu geliş, basit bir algıyla onun diğerlerinden daha az güne sahip olmasıyla ilgili. Şubat'ın 1'i oldumuydu ben hemen dürerim Şubat'ın defterini. Sanki Şubat'ta önemli bir şey yaşayamayacakmışım gibi hissederim. 14 Şubat falan da hiç gözümde olmadığından kutlayacak bir şey de bulamam. Ama 1990 yılının Şubat ayında Yılmaz Güney'in Umut filmi İstanbul'da gösterime girmiştir. Hiç sevmeyecek olsam bile bu haylaz sevimli tekne kazıntısını sadece bu yüzden sevebilirim.

Mart bu ailenin sert ve asi erkek çocuğu. Bir türlü kontrol edilemeyen, öğretmenlerinden  sürekli şikayet gelen yaramaz ilkokul çocuğu! Kimseyi dinlemeyen özgür bir ruhu var Mart'ın. Ama bu özgürlük hep üşütür çevresini, ailesini. Bir de 1973'ün Mart'ında Aşık Veysel gidevermiş ya bu dünyadan, bu sebepten biraz da gücenikim Mart'a. Mart gelince şöyle geçiririm içimden, büyüse de olgunlaşsa artık şu çocuk! Ama sonuçta sevmek gerek. Olduğu gibi kabul etmek.... Biz seveceğiz ki o güzelleşecek. Güzelleşecek ki ısıtacak içimizi.

Ahhhh Nisan...! Ahu gözlü, beyaz tenli, ilkbaharın genç kızı dilber Ay..  12 kardeşin en alımlısı... Nisan gelince umut doluyorum ben. Yağmurlar geliyor aklıma. Sevinç yağmurları. Aşık olasım artıyor, aşıksam daha çok seviyorum. Zaten aşık olduğum adam da bu ayda lütfetmiş dünyaya, nasıl sevmem... Nisan deyince bi duruyorum ben, sonra koşuyorum arkama bakmadan.

Mayıs! Ergenlikten yeni çıkmış, bazılarının ablası, bazılarının kardeşi gözlüklü ve akıllı ay. Çok bilmiş bu Mayıs, ailenin en okumuşu. Mayıs, son sınavlarını vermeye hazırlanan, okulu dereceyle bitirecek ve sivilceleri henüz geçmekte olan genç abla. Mayıs gelince içimin ateşleri yanar benim, dilek tutar üzerinden atlarım. Evlat olsa sevilir Mayıs!

Sonra sessiz sessiz ailenin hovarda çocuğu gelir. Haziran! İlkokuldan terk, sanayide çalışan, aileye para getiren ama bir yandan da arkadaşlarıyla akşamları toplanıp kendini dağıtan genç bir delikanlıdır. Haziran gelince dağıtasım gelir benim de. Yaza giriş yapmanın mutluluğuyla bi kadeh şarap ile bir duble rakının arasında sıkışır kalırım. Bir de çiçeğe duran kirazlar meyvelere döner ya...

Temmuz, ev işleriyle ilgilenmeyi seven tam bir ev hanımı adayı. Hamarat mı hamarat, mutfak delisi bir hatun. İçim bayılır benim bu ayda, sıcak bir yandan şehir kalabalığı bir yandan, evde zaman geçirmek isterim. Hamarat sayılmam  ama yemek yapar serinlerim. Temmuz tam bir Türk kadını ay pardon Türk ayı.

Ağustos, ailesinin baskısına dayanamayıp yıllar önce evi terk etmiş şimdilerde 30'una basacak kardeşlerin en yakışıklısı. En son Hindistan'dan kart atmıştı. Sonra haber alamadılar. Ağustos'a benzerim diye korkuyorum bazen ben de, ama ben kaçmam kaçarsa aklım kaçar gerisi yalan ağlar.

Eylül! Ailenin akademisyeni. Üniversitede hocalık yapan öğrencilerin en iyi anlaştığı hoca. Çok güzel Eylül. Bakan bir daha bakar! Kardeşi Nisan ondan almış güzelliğini. İncir gibi, kavun gibi, erik gibi... Mevsimindeki meyveler gibi. Geldi mi gitmesin isterim ama gitmezse Kasım nasıl gelecek sonra.

Ekim, üç çocuklu, mühendis, evine sadık tam bir ev erkeği. Kardeşlerin üç numarası.  Mandalina, portakal, greyfurt ekşiliğinde suratsız bir ay. Ama zararı yok kimselere. Kendi halinde yaşar ve bize sezdirmeden Kasım'ı getirir, benim en sevdiğim ayı.

Kasım, emekliliğine aylar kalmış, gençliğinden beri gitmenin hayalini kurduğu Datça'dan evini almış ve taşınmayı bekleyen, ailenin en yorgun bilge abisi. Üzerinde kardeşlerinin yükü, kurumuş yaprakların ağırlığı ve narların çokluğuyla mutlu bir yaşlılık hayali kuruyor. Ben öyle seviyorum ki onu. Tanrı bilmiş olacak ki beni de bu ayda bırakmış aranıza. Ama ben aksi gibi pek dinç olurum Kasım'larda. Severim kurumuş yapraklara çıtır çıtır basmayı. Kasım canımdır, kanımdır!

Aralık! Ev hanımı, iki çocuk sahibi, saçını hem ailesine hem kardeşlerine süpürge etmiş çilekeş ay. Üzerinde kar tanelerinden kalan buz parçalarıyla yeni yıla hazırlık yapar. Abladır o, bütün kardeşlerin ablasıdır, annesidir. Geldiğiyle gittiği bir olur. Aralık'da dilekler aralarım ben de yeni yeni.  Ne severim onu sevmem. Ama iyi ki var yoksa daha az portakal yemek zorunda kalabilirdim.

Ocak mı? Unutmadım tabii ki! Evin en suskun, en içine kapanık 11 numaralı çocuğu. Sevdiği tek şey futbol oynamak. Okula gitmeyi çok sevmiyor ama dersleri de kötü değil. Kendi halinde, elini küçük tekne kazıntısına uzatıp Şubat'ı bize gönderen, pazı ve kara lahana ayı. Lahanalar aşkına Ocak nasıl geçer hiç anlamam.

Sonra gerisin geri başa döner her şey. On iki dişli bir çark kendi hikayesini yaratır her defasında ve kardeş kardeşe yaşayıp giderler.

Peki ben bunu niye mi yazdım?

Bilmem... Kendimi yazarken buldum, kendi haline bıraktım bunlar çıktı :)


M.












28 Eylül 2013 Cumartesi

EYLÜL'Ü UĞURLUYORUM....



Eylül'ü çok severim. İnsanı yazdan yavaş yavaş ayıran ama bir yandan da sevimsiz kışa hazırlayan bir hali var. Sakin ve dingin tavrıyla bana her zaman huzur verir.Ve bütün güzel şeyler Eylül'de olurmuş gibi hissederim. Aşık olabilir,  kararlar alabilir, kötü şeyleri unutabilir, gezebilir, öğrenebilir ya da okuyabilirsin...Sanki Eylül, insanı bütün bunları yapması için çağırır! Bütün ayların içinde ayrı bir yeri olduğunu hissettirir.


Her yere eşittir, taraf tutmaz Eylül. İhtiyacı olan herkese, ihtiyacı kadar yakındır. Güneşle muazzam bir dostluğu vardır. Güneş 23 Eylül'de ışınlarını dik bir şekilde yansıtırken ekvatora, dünyanın her yerinde gece ve gündüz eşitlenir. Ve sevgili güneş bunu, beni doğrularcasına Eylül'de yapar. Tek sahibi değildir elbette bu eşitliğin Eylülcük, Martla birlikte göğüslerler ekinoksu. Ama yine de Eylül'de bir başka eşitlenir kabul edin...
Peki ya İzmir'in kurtuluşu ve bu ayda kurtarılan diğer şehirler. Bunlar da mı tesadüf sanırsınız ?
Dünyanın en manidar gününün yine Eylül'de olması da tesadüf değildir. "21 Eylül Dünya Barış Günü" Dünyanın, insanların, hayvanların, doğanın ve benim gezegenim dahil bütün gezegenlerin ihtiyacı olan en önemli hâl; BARIŞ, yine bugün hatırlatılmaktadır insanoğluna, sanki diğer zamanlar hiç ihtiyacı yokmuş gibi...

Tesadüf sandıklarımız bir kenarda dursun, biliyor musunuz ben Eylül'de hiç aşık olmadım , kötü zamanları unuttuğum olmuştur, güzel kitaplar okuduğum ya da gezdiğim zamanlar,  ama bu güzel ayla o güzel duyguyu henüz birleştiremedim. Ama belli mi olur şuan için ömrümün bütün Eylülleri müsait görünüyor...

Tamam tamam biliyorum hüznü iyice yerleşmeden uğurlamaları kısa tutmalı, içim buruk haliyle, bunca güzel şeye ev sahipliği yapan 2013 Eylül'ünü uğurluyorum.Yine bu Eylül'de yeryüzüne bir çizik atıp giden Tuncel Kurtiz'i uğurluyorum ve daha önceki Eylüller de giden bütün güzel insanları...

Kavuşunca meşk kavuşamayınca aşk olur derler. Bir daha ki Eylül'e kadar o'na aşkla bağlı kalacağıma söz veriyorum. Ta ki meşk olana kadar...

Hoşçakal Eylül!

M.