gezegen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezegen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ocak 2014 Pazar

ARMAĞAN OPERASYONU


Bir süreliğine dünyadaydım, ancak gezegenime dönebildim. Bu yüzden karalayamadım uzun bir süre buraları. Dünyadaki işler oldukça yoğundu ve işin aksi hala hiç birini tamamlayamadım. Tam anlamıyla işler bitene kadar, ara ara bu uzun ayrılıklar olacak. Ama bilin ki bu kız boş durmuyor.

"Hediye Edilmiş Zamanlar"dan bahsetmek istiyorum size biraz. Armağanların sadece elle tutulur gözle görülür şeylerden oluşmadığını haykırmak istiyorum. Belki sizin de sahip olduğunuz fakat farkında olmadığınız armağanlarınız vardır, farkına varın istiyorum.

Böyle bir kavram sanırım daha önce kullanılmadı. En azından çok bilmiş google böyle bir şeyden haberdar değil. Yani şimdi adını tekrar yazacağım "Hediye Edilmiş Zamanlar" benim farkına vardığımda yarattığım bir hal, bir şey, bir kavram, bir kelimeler bütünü oldu. Artık adına her ne derseniz...

Bana sunulduğunda farketmediğim fakat kendimdeki değişiklikleri görünce jetonumun düştüğü bir gündü. Hava güneşliydi ve sonbahara doğru ilerliyordu 36°-42° kuzey parelellerindeki ülke. Kendime, doğaya, hayvanlara, durumlara, kitaplara, filmlere, gökyüzüne, güneşe, denize, eşyaya, mesleğe, sorumluluğa, paylaşmaya, müziğe, ilişkilere ve  daha yazamadığım bir çok şeye karşı bakış açım değiştikçe, beni bu değişime götüren zamanlara dönmeye karar verdim. Bilmiyorum belki de hep değişim halindeydim, ama değişimin farkına varmanın da zamanı varmış diyelim. Neyse, baktım ki bir yere varamıyorum peşine düşmeyi bıraktım. Baktım sonra, olmuyor, merak ediyorum. Bir bir tekrar gözden geçirdim hala taze olan geçmişimi. Uçuşmaya başladı sonra hepsi bir bir, direnmediler bana... Sebeplerimi bulmuştum. Aslında her şeyin bir sebebi var derken, yanılmıyormuşum. 

Her defasında bana başka gözlükler taktıran insanların, birileriyle ya da kendimle geçirdiğim saatlerin, günlerin sıradan şeyler olmadığı; hayatımda hiç yemediğim bir meyve, dokunmadığım bir ağaç, dinlemediğim bir şarkı gibi duruyordu karşımda.  Sebeplerim, armağanlarım olmuştu. Kapıma bırakılmış kutular gibi bırakılmışlardı zihnime, kalbime ve ben yine farketmeden açmışım aslında hepsini. Belki de her biri Tanrı'nın bana hediyesiydi de ben farketmemiştim, neden olmasın? 

Şimdi armağanlarıma sarılarak diyebilirim ki; tek bir farkediş bütüne ulaşmamı sağladı. Ve bütün, tahmin ettiğimden de güzelmiş. Hayatımda hiç yemediğim bir meyveyi yemiş gibi, dokunmadığım bir ağaca dokunmuş, dinlemediğim bir şarkıyı dinlemiş gibiyim. 

Bir kez farketmek yeterli, armağanlara ulaşmak için. Tek bir kez yandı mı ışık sakın söndürmeyin gidiverin peşinden. Ben de ermedim elbet benim de yolum uzun unutacağım, uyanacağım, tekrar farkına varacağım. 

Tam da armağan demişken, bir konuya daha değinmek istiyorum, müsaade edersiniz değil mi, teşekkürler :)

Şu sıralar paylaşım ekonomisi, kutsal ekonomi gibi konulara kafa yorarken bir kitaba başladım (tanıştırana, böyle de bir kitap var diyene selam olsun) Charles Eisenstein'in ilgimle müsemma kitabı "Kutsal Ekonomi ". Kitabın bir bölümünde yazanı yazmak istiyorum. Armağana bir de bu yönden bakalım diye:

      "Kutsal ekonomi ekolojinin bir uzantısıdır. Her şey kaynağına döner. Doğanın geri kalanında olduğu gibi, bizim atığımız başka bir canlının yiyeceği olur. Böyle bir ekonomiye doğal ya da ekolojik demek yerine neden "kutsal" diyorum? Armağanların kutsallığı nedeniyle. 

       Bir armağanı heba etmek ya da kötüye kullanmak, armağanı değersizleştirmek onu verene hakaret etmektir. Verdiğiniz armağan gözünüzün önünde çöpe atılırsa kendinizi hayal kırıklığına uğramış hissedebilirsiniz; kesinlikle o kişiye bir daha armağan vermezsiniz. Tanrı'ya gerçekten inanan hiç kimsenin yaratılmış şeylere kötü davranmaya cüret edemeyeceğini, bunun yerine yaşamı, dünyayı ve üzerindeki her şeyi mümkün olan en güzel biçimde kullanacağını düşünüyorum."

Siz nasıl düşünürsünüz majesteleri, haklı mı dersiniz bu adam? 


Bu arada benim gezegende işler biraz karışmış. Bir grup eylemci bisiklet hakkımız engellenmez bağırışlarıyla yürüyüş yapıyor. Bir grup yeşillik istiyoruz, kendi tarlamızda üretime geçmek hakkımız diye inletiyor ortalığı, taze anarşistler duvarlara yazıyor "İnsana, hayvana, gezegene özgürlük!". Ortalığı biraz yatıştırayım yine dünyaya dönmem gerekecek. 



BİTTİ.

Sevgiyle kalın,
M.

23 Eylül 2013 Pazartesi

BU BLOG NEDEN Mİ AÇILDI?

Uzun zaman başkalarına özendim, evet itiraf etmeliyim iyi olanları yer yer kıskandım. Ama artık burama (burnum) kadar geldi ve ben de açtım işte. Bugün blogumun miladı olarak kaydedilsin.

Bunu neden mi yaptım? Gökten meteor yağmuru gibi yağan bloglara neden mi bir yenisini ekledim? Çünkü ben doğmamış torunlarını bile düşünen hatıra delisi bir insanım.  İstedim ki bu blogda nenelerini bulsunlar kimmiş, ne zaman, ne hissetmiş öğrensinler. Sonra, sadece torunlarım mı? Hayır.. Beni bilen, bilmek isteyen, seven, sevmeyen herkes bir şekilde nerede olduğumu, ne yaptığımı, ne hissettiğimi bilsin istedim (zorla değil tabii). Benim gezegenimden herkes haberdar olsun istedim.


Gezegen mi? Ne diyor bu? diyebilirsiniz. Kimilerine banal bile gelebilir. Ama sanmayın ki buna da bir cevabım yok. Şöyle açıklayabilirim; içinde bulunduğum dünyanın bir kısmı bana ait değil. Yanan, yakılan, kesilen, hırpalanan, çalınan, kaçırılan kısmı bana ait olamaz. Bana ait olmayan bu yerlerde ben gezegenime giderim. Buradan, önce seyrederim dünyayı sonra baktım olmuyor, ben de bende olan dünyada olmayan ne varsa taşırım bir bir. En azından çabalarım...İşte bu yüzden "gezegen"dir bu blogun adı. Gezegen çabadır, gezegen diğerlerine koşarak gitmektir, gezegen güzelliktir, duygudur, kedidir, sokaktaki bir köpektir, okumaktır... İyidir işte anlayın!


Bu gezegende ne mi olacak dersiniz. Her şey olacak. Ne ekmek ne de su önce kitaplar olacak, sonra ülkeler, şehirler, semtler, yemekler, mekanlar, duygular bana ait, insana ait ne varsa hepsi olacak. Bu bir gezegen, çok basit aslında, bir gezegende ne olabilirse onlar olacak insana dair her şey... Peki bu bir günlük mü? Hayır, hayır korkmayın değil. Onu ayrıca tutuyorum hem de eski usul kağıtla kalemle :)


Böyle işte, daha da diyecek bir şeyim yok, döktüm içimi. Burası kapıları size her zaman açık olan bir gezegen. Saat, gün, mevsim mefhumu yok bu gezegende çat kapı yapın, zile basın, not bırakın, ne olursanız olun, nasıl gelirseniz gelin beklerim...


Sevgiler...


M.